5 Ocak 2012 Perşembe

7 Aralık 2011 Çarşamba

Bu sefer

hesabı önceden kesilmiş bir masada oturmak gibi geçiyor mevsimler, kime sorsan kuşların meskeni belli, sanki bütün şehir birlik olmuş kundaklamaya çalışıyor kendi peronlarını.

sen bana hiç bakma, intihar edenlerin anısını yaşatmak için parkları yağmalamaya ben başlamadım, suça teşvik ettiğim söylentilerine ise bu kış cevap vermeyeceğim.

sonra yine sokaklar...yine kediler...

"kalemlerini toprağa göm" dedikten kaç yıl sonra sokak çocukları kemiklerini kırdı inan bilmiyorum, sadece uçları sararmış fotoğraflar, tahta bavullar ve hastaneler hakkında bilgim var.

ki bilirsin, ben güzel susarım, öyle umulmadık yerlerde susarım ki, hikayemiz sonsuzluğa mühürlenir.

Şimdi;

kuralları tekrar gözden geçirelim; ben, zamanında iş yapmış her namlunun sıcaklığı ile bileklerimi keseceğim, sen sokak köpekleriyle girdiğin kavgada kendi kanında boğulacaksın...itinayla...

hatta bütün bunlar öyle bir şölenle yapılacak ki, uzak ülkelerden bana hediye olarak getirdiğin her bir ceset hayran olacak kendi yarattığımız tufana...
nuh saygıyla selamlayacak bizi.

gel zaman git zaman çizgilerimize toz yağacak, katedilerek katledilmiş bütün inkarlarımızı dünyanın en ıssız köşesinden denize bırakacağız, geriye saçlarımız külleri kalacak.

anlaşalım,
sen mektuplarını kanınla mühürle, ben her mektubun için, bir ağaç yakayım.

23 Ağustos 2011 Salı

unutma;
haritası önceden çıkarılmış
hiç bir kara parçasında
kaybolamazsın...





sular...
özgürlüktür.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

"...bana moral ver bal kabağı
sanki hiç derdin yokmuş gibi..."


yaz
ankara/2010

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Söz

bir çilingir sofrasında
adından kendini çıkarabildiğin gün,

tüm kuşlar üzerine
yemin ederim ki;

tüm sessiz harflerini
geri vereceğim.

sesinde
söyleyemediğin
sözcükler
kalmasın
diye.


Haziran/2010

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bütün bu çöl zamansızlığının,bu ağır yapış yapış ve çürümüş hikayenin sokak köpekleri,orospular ama en çok cüzzamlılar arasında başlamış olması sizlere çok şaşırtıcı gelmemeliydi çok janti baylar ve pek makyajlı bayanlar.

Uzak kavimlerinin lanetlerine denk gelmek gibidir açamadığınız kapıları kapatamamak.

Pek tabi şehrin sizi hangi sokakta vuracağını bilmenizin de size bir üstünlük sağlamayacağını da unutmamanız gerekmekte.

En azından biz hala trenlerin masumluğuna inanarak ve ceplerimizde işaretlenmiş haritalarla düşeceğiz asfalta,ölümümüzü anlamaya çalışırken vazgeçeceğiz intihar planlarımızdan.

Ölü doğan çocuklar gibi buruşuk, mor-mavi bir gökyüzü altında sonsuzluğu düşleseniz kaç yazar.

Kalabalık masaların kaybolmuşluğunda tetiği çekmedikçe, ya da en güzeli içtiğin kadehi kundaklaklamadıkça,mevsim normallerinde terk edileceksiniz.

hepiniz


Gün gelecek
hikayeniz
sizden ayrı
sizden başka
bir anda
hükmünü sürecek
ve
Siz
vazgeçeceksiniz

5 Haziran 2011 Pazar

Lütfen

bana bilmediğim bir şeyler anlat

sırf unutulmasın diye
eksik kalmalı
bazı sayfalar



uzun yolculuklardan dönenler hep sustular bu şehirde,kendi kanında boğulan o adama sorsak muhakkak bir nedeni vardır...

tüm bu olup bitenlerin trenlerle ne alakası var deme...
istasyonlar hep kadim yalanlara tanık tutuldu ayrılık sofralarında...

masalar ve diğerleri...
her hangi bir yerde her hangi bir zamanda kendilerine isim verilen ağaçlar hiç gururlanmaz bilir misin? çünkü en çok onlar bilir kıymetini zaman kaymalarının...

bu sokaklar muhakkak birilerinin kaderine çıkar,bu notaların adandığı birileri muhakkak vardır ve şüphesiz başka şehirlerde ölmüşlerdir...



ellerine bak;
cesetlerini dinle
tanıdık gelen
bütün yüzler arasında
sadece
kendininkini kaybettiysen
sesinle barış,
ancak
o zaman
kaybolabilirsin