23 Ağustos 2011 Salı

unutma;
haritası önceden çıkarılmış
hiç bir kara parçasında
kaybolamazsın...





sular...
özgürlüktür.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

"...bana moral ver bal kabağı
sanki hiç derdin yokmuş gibi..."


yaz
ankara/2010

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Söz

bir çilingir sofrasında
adından kendini çıkarabildiğin gün,

tüm kuşlar üzerine
yemin ederim ki;

tüm sessiz harflerini
geri vereceğim.

sesinde
söyleyemediğin
sözcükler
kalmasın
diye.


Haziran/2010

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bütün bu çöl zamansızlığının,bu ağır yapış yapış ve çürümüş hikayenin sokak köpekleri,orospular ama en çok cüzzamlılar arasında başlamış olması sizlere çok şaşırtıcı gelmemeliydi çok janti baylar ve pek makyajlı bayanlar.

Uzak kavimlerinin lanetlerine denk gelmek gibidir açamadığınız kapıları kapatamamak.

Pek tabi şehrin sizi hangi sokakta vuracağını bilmenizin de size bir üstünlük sağlamayacağını da unutmamanız gerekmekte.

En azından biz hala trenlerin masumluğuna inanarak ve ceplerimizde işaretlenmiş haritalarla düşeceğiz asfalta,ölümümüzü anlamaya çalışırken vazgeçeceğiz intihar planlarımızdan.

Ölü doğan çocuklar gibi buruşuk, mor-mavi bir gökyüzü altında sonsuzluğu düşleseniz kaç yazar.

Kalabalık masaların kaybolmuşluğunda tetiği çekmedikçe, ya da en güzeli içtiğin kadehi kundaklaklamadıkça,mevsim normallerinde terk edileceksiniz.

hepiniz


Gün gelecek
hikayeniz
sizden ayrı
sizden başka
bir anda
hükmünü sürecek
ve
Siz
vazgeçeceksiniz

5 Haziran 2011 Pazar

Lütfen

bana bilmediğim bir şeyler anlat

sırf unutulmasın diye
eksik kalmalı
bazı sayfalar



uzun yolculuklardan dönenler hep sustular bu şehirde,kendi kanında boğulan o adama sorsak muhakkak bir nedeni vardır...

tüm bu olup bitenlerin trenlerle ne alakası var deme...
istasyonlar hep kadim yalanlara tanık tutuldu ayrılık sofralarında...

masalar ve diğerleri...
her hangi bir yerde her hangi bir zamanda kendilerine isim verilen ağaçlar hiç gururlanmaz bilir misin? çünkü en çok onlar bilir kıymetini zaman kaymalarının...

bu sokaklar muhakkak birilerinin kaderine çıkar,bu notaların adandığı birileri muhakkak vardır ve şüphesiz başka şehirlerde ölmüşlerdir...



ellerine bak;
cesetlerini dinle
tanıdık gelen
bütün yüzler arasında
sadece
kendininkini kaybettiysen
sesinle barış,
ancak
o zaman
kaybolabilirsin

8 Mayıs 2011 Pazar

Şimdi

şimdi,
geriye dönüp baktığımızda
ne değişti?

şehrin ışıkları,sahtekarlıkları ve orospuları hala aynı sokakta...

bu mevsimde,dilenen çocukların ve azizlerin kaderleri kesişir,sen bazı geceler ağzındaki kan kurumasın diye şarkılar söylersin uzaklardaki denizlere...fırtınaların başka sahillere vurur...

yüklendiğin bütün günahlar bir yalana düğümlenir,kefaretlerin alacak defterlerinin köşelerine işlenir,gün gelir mürekkebinde boğulursun da sesini sadece sokak köpekleri duyar...

gemilerine kavuştuğunda rüzgarlara okunacak mektuplar yaz,benim için...anlattığın masallarda bu sefer kötüler kazansın,satırlarında yağmalanmış kentlerin lanetleri ama en çok intiharının planları olsun...bütün zarfların kanınla mühürlensin...


bazı günler,birilerinden intikam alır gibi,kendi kendini kandırır gibi,cesetlerimi çıkarıyorum saklandıkları yerden.


onlar ki;

bu şehrin
boz arafında
kalanlara benzerler,

ne
cevap
verebilir

ne de
rahatça
çürüyebilirler...

sadece bakarız birbirimize böyle günlerde; görüş günü gibi, bir cenazeyi ilk kimin terk edeceğinin gerginliği gibi geçer zaman... sonrası yağmur...


uzun zaman önce, sabahı beklemeyi bırakanlar gibi tavanları seyretmeye başladım...
ve
ben ne zaman vazgeçsem birilerinden ezberlemeye başlarım,kelimeleri,kemikleri ama en çok sokak isimlerini...

şimdi,
geriye dönüp baktığımızda

yıkılan tapınaklara benziyoruz,
bir tarafımız hala kutsal,

geri kalan
tarihin her hangi bir köşesinde
hatırlanmak için
sarhoşları beklemek...





ardından
ayaz

6 Mayıs 2011 Cuma