7 Aralık 2011 Çarşamba

Bu sefer

hesabı önceden kesilmiş bir masada oturmak gibi geçiyor mevsimler, kime sorsan kuşların meskeni belli, sanki bütün şehir birlik olmuş kundaklamaya çalışıyor kendi peronlarını.

sen bana hiç bakma, intihar edenlerin anısını yaşatmak için parkları yağmalamaya ben başlamadım, suça teşvik ettiğim söylentilerine ise bu kış cevap vermeyeceğim.

sonra yine sokaklar...yine kediler...

"kalemlerini toprağa göm" dedikten kaç yıl sonra sokak çocukları kemiklerini kırdı inan bilmiyorum, sadece uçları sararmış fotoğraflar, tahta bavullar ve hastaneler hakkında bilgim var.

ki bilirsin, ben güzel susarım, öyle umulmadık yerlerde susarım ki, hikayemiz sonsuzluğa mühürlenir.

Şimdi;

kuralları tekrar gözden geçirelim; ben, zamanında iş yapmış her namlunun sıcaklığı ile bileklerimi keseceğim, sen sokak köpekleriyle girdiğin kavgada kendi kanında boğulacaksın...itinayla...

hatta bütün bunlar öyle bir şölenle yapılacak ki, uzak ülkelerden bana hediye olarak getirdiğin her bir ceset hayran olacak kendi yarattığımız tufana...
nuh saygıyla selamlayacak bizi.

gel zaman git zaman çizgilerimize toz yağacak, katedilerek katledilmiş bütün inkarlarımızı dünyanın en ıssız köşesinden denize bırakacağız, geriye saçlarımız külleri kalacak.

anlaşalım,
sen mektuplarını kanınla mühürle, ben her mektubun için, bir ağaç yakayım.

23 Ağustos 2011 Salı

unutma;
haritası önceden çıkarılmış
hiç bir kara parçasında
kaybolamazsın...





sular...
özgürlüktür.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Söz

bir çilingir sofrasında
adından kendini çıkarabildiğin gün,

tüm kuşlar üzerine
yemin ederim ki;

tüm sessiz harflerini
geri vereceğim.

sesinde
söyleyemediğin
sözcükler
kalmasın
diye.


Haziran/2010

7 Temmuz 2011 Perşembe

Bütün bu çöl zamansızlığının,bu ağır yapış yapış ve çürümüş hikayenin sokak köpekleri,orospular ama en çok cüzzamlılar arasında başlamış olması sizlere çok şaşırtıcı gelmemeliydi çok janti baylar ve pek makyajlı bayanlar.

Uzak kavimlerinin lanetlerine denk gelmek gibidir açamadığınız kapıları kapatamamak.

Pek tabi şehrin sizi hangi sokakta vuracağını bilmenizin de size bir üstünlük sağlamayacağını da unutmamanız gerekmekte.

En azından biz hala trenlerin masumluğuna inanarak ve ceplerimizde işaretlenmiş haritalarla düşeceğiz asfalta,ölümümüzü anlamaya çalışırken vazgeçeceğiz intihar planlarımızdan.

Ölü doğan çocuklar gibi buruşuk, mor-mavi bir gökyüzü altında sonsuzluğu düşleseniz kaç yazar.

Kalabalık masaların kaybolmuşluğunda tetiği çekmedikçe, ya da en güzeli içtiğin kadehi kundaklaklamadıkça,mevsim normallerinde terk edileceksiniz.

hepiniz


Gün gelecek
hikayeniz
sizden ayrı
sizden başka
bir anda
hükmünü sürecek
ve
Siz
vazgeçeceksiniz

5 Haziran 2011 Pazar

Lütfen

bana bilmediğim bir şeyler anlat

sırf unutulmasın diye
eksik kalmalı
bazı sayfalar



uzun yolculuklardan dönenler hep sustular bu şehirde,kendi kanında boğulan o adama sorsak muhakkak bir nedeni vardır...

tüm bu olup bitenlerin trenlerle ne alakası var deme...
istasyonlar hep kadim yalanlara tanık tutuldu ayrılık sofralarında...

masalar ve diğerleri...
her hangi bir yerde her hangi bir zamanda kendilerine isim verilen ağaçlar hiç gururlanmaz bilir misin? çünkü en çok onlar bilir kıymetini zaman kaymalarının...

bu sokaklar muhakkak birilerinin kaderine çıkar,bu notaların adandığı birileri muhakkak vardır ve şüphesiz başka şehirlerde ölmüşlerdir...



ellerine bak;
cesetlerini dinle
tanıdık gelen
bütün yüzler arasında
sadece
kendininkini kaybettiysen
sesinle barış,
ancak
o zaman
kaybolabilirsin

8 Mayıs 2011 Pazar

Şimdi

şimdi,
geriye dönüp baktığımızda
ne değişti?

şehrin ışıkları,sahtekarlıkları ve orospuları hala aynı sokakta...

bu mevsimde,dilenen çocukların ve azizlerin kaderleri kesişir,sen bazı geceler ağzındaki kan kurumasın diye şarkılar söylersin uzaklardaki denizlere...fırtınaların başka sahillere vurur...

yüklendiğin bütün günahlar bir yalana düğümlenir,kefaretlerin alacak defterlerinin köşelerine işlenir,gün gelir mürekkebinde boğulursun da sesini sadece sokak köpekleri duyar...

gemilerine kavuştuğunda rüzgarlara okunacak mektuplar yaz,benim için...anlattığın masallarda bu sefer kötüler kazansın,satırlarında yağmalanmış kentlerin lanetleri ama en çok intiharının planları olsun...bütün zarfların kanınla mühürlensin...


bazı günler,birilerinden intikam alır gibi,kendi kendini kandırır gibi,cesetlerimi çıkarıyorum saklandıkları yerden.


onlar ki;

bu şehrin
boz arafında
kalanlara benzerler,

ne
cevap
verebilir

ne de
rahatça
çürüyebilirler...

sadece bakarız birbirimize böyle günlerde; görüş günü gibi, bir cenazeyi ilk kimin terk edeceğinin gerginliği gibi geçer zaman... sonrası yağmur...


uzun zaman önce, sabahı beklemeyi bırakanlar gibi tavanları seyretmeye başladım...
ve
ben ne zaman vazgeçsem birilerinden ezberlemeye başlarım,kelimeleri,kemikleri ama en çok sokak isimlerini...

şimdi,
geriye dönüp baktığımızda

yıkılan tapınaklara benziyoruz,
bir tarafımız hala kutsal,

geri kalan
tarihin her hangi bir köşesinde
hatırlanmak için
sarhoşları beklemek...





ardından
ayaz

26 Nisan 2011 Salı

Veda

insan böyle zamanlarda çok büyük cümleler kurmak istiyor nedense;
edebiyat kitaplarına not düşülen hikayeler, kapalı gişe oynanan oyunlar gibi büyülü sahneler düşlüyor...

ben;
böyle zamanlarda hiç konuşamam...
ne başroller bana yazılır,ne de "unutulamayan" replikler benim olur...

ben;
her kelimeyi,çizgiyi ve hareketi hatırlarım böyle zamanlarda,
tavanlardaki lekeleri ezberler,halının desenlerini şifrelerim hafızama...

belki de bu yüzden
ardından yazılan satırlarda hep eksik kalırım
penceremdeki kuşlar hep seyyah
herkes borçlu...


hiç kapanmayacak defterlerin hesabını tutanlar gibi,
yüzyıllık tozları beklerim ben
yağmurlar cesetlerimi çürütür...




herhangi bir öykünün kırık bir köşesinde kalabilmek dileğiyle...

hoşçakal

25 Nisan 2011 Pazartesi

Sır

bana kaç defa hoşça kalmamı söyledi inanın hatırlamıyorum...
zira o hep hikayemizin bittiğini sandı,
bense;
başlamayan satırların bir sonu olmadığına inananlardandım...

geriye
trenler
bir de,
silinmeye
yüz tutmuş
çizgiler
kaldı...



sokak lambalarının bir gece vakti kim tarafından kundaklandığı ise
sır...

23 Nisan 2011 Cumartesi

15 Nisan 2011 Cuma

Mevsim

bütün mevsimler bizimse
bu gökyüzü altında;

varsın
bugünlük
gidememiş olalım
şehrin parklarında

2 Nisan 2011 Cumartesi

Beyaz

Yılın hangi mevsimine yazıldığı belli olmayan hikayeler gibi,kağıt kesikleriyle bitecek bu şehir, bunu sen de biliyorsun!!!

Anlatılamayan hayallerden ziyade kendi ile kavga edenlerin sonları gibi,ilk kim kendi kanında boğulacaksa bu filmde,başrol o olacak...

bütün bunları zaten daha önceden de konuşmuştuk...

şehirlerin isimlerini söyleyememek gibi bir lanete sahip olanların yangın çıkarmaya meyilli oldukları aşikar... mavi vefasızlıklar ve türevleri...

gün gelecek, parmak izlerine kazınacak bu satırlar; söz konusu mürekkep her sabah uyandığında ağzının tadı olacak...

ne zaman ki
ödeyene kadar
kefaretini;
keseceksin
bileklerini

işte;

yılın
o
günü
bahar
olacak...



ve
sen
benden
daha iyi
bilirsin ki
bu hikaye;
beyazla
tamamlanacak.

28 Mart 2011 Pazartesi

Esir

mevsimin bu zamanında;

bavulların
en karanlık köşelerine
atılması gereken düğümler
birikir
dikkat et

gökyüzü
yarım kalanları
sonsuzluğa mühürler...

gölgenin ve nefesinin
o hiç bitmeyen kavgası
daha da ağır gelir...


sen,
en iyisi


rüzgara okunacak mektuplar yaz...




http://www.youtube.com/watch?v=Dg6gi34mqcI

17 Mart 2011 Perşembe

Bahar

Konuşmanın ölümden de ağır geldiği zamanları duymak gibi geçti kış...

her kelimesiyle bileklerini kesen bir adamın trajikomik hikayesini okuduk satır aralarında... ne kimse beklediğimiz kadar güldü ne de farkında olup hüzünlenen oldu..

perde kapandı...baş roller kadehlerini ve en çok figüranları yağmaladı tozlu kulislerde...

kuşlar;
susmayı bıraktığında senden vazgeçti...

kediler;
konuşmaya başladığında terk ettiler seni dostum...



unutmamalıydın!!!

şehrini,hala içindeyken kundaklarsan;
yüz yıllık ağaçların altına gömülürsün...

ardından;

kaybolmaların,
intiharla eş değer
tutulur...



beni dinlemeliydin

9 Mart 2011 Çarşamba

Mahsur

şehrin adını fısıldamak, kadim lanetleri yeniden canlandırır böyle zamanlarda...
ölü doğmuş bir çocuk gibi; yollar kanını dondurur...

hani kalkıp gelelim desek;
en muhteşem cinayetlerin beyaz tarafından işlendiğine şahit oluruz

sen;
en iyisi
fırtınaya mektuplar oku

ben
nefes alayım...

27 Şubat 2011 Pazar

Hazırlık

Bu hikayelere muhakkak şehirlerle başlanacağını sen de biliyorsun...
Mevsimleri gerçekleştiremediklerimize şahit tutmamız, hep bir umutsuzuluğa emsal...

Ve sen yine biliyorsun ki;
İçinde ölüm barındıran hikayelerin baş rolleri birbirlerinin lanetine karıştığında,sokaklarda bir oyun başlar ve ilk kim kan kusarsa oyunu o kazanır!!!

Kendisi gitmiş,adı kalmış bir göçün yasını tutmak ancak kaderinden ziyade sesiyle kavgalı adamlara yakışır...
Söz konusu adamlar,arkalarında hatırlanmaya değer tek bir kış masalı bırakmamak ve kendi delilikleri tarafından terk edilmek için önce kendi bileklerini keser ardından şehri ateşe verirler...

Böyle zamanlarda kural bellidir;

---yere düşen ölür;
ayakta kalanı köpekler parçalar---


Kıtamızdan ayrılırken bir kalemini -benim için- toprağa göm;
toprak işte o zaman bütün bu sessizliği tüm şehre taşır...
şehir;isimsiz mektupların kahramanı olur...



Ve

Unutma!!!

karşı kıyıda ki sabahlara
aynı adam olarak uyanacak olman
gölgenin de değişmeyeceği
anlamına
gelmez.

16 Şubat 2011 Çarşamba

İhtimam

bir dahaki sefere;

kendi hikayende
figüran kılmak istediğin
insanlara
dikkat et!!!

gün gelir
lanetine karışırlar

gün gelir
rollerini çalarlar

ve
dahası
bunlar
iyi
günlerin
olabilir




sen
yine de
kemiklerinde ki kusurları
kimseye söyleme

14 Şubat 2011 Pazartesi

o kadar sakarım o kadar sakarım ki;
ölsem,
cennete gitsem,
kesin ikinci gün
o kafamıza takmak için verdikleri hareyi düşürür kırar,
bulutlardan aşşağı düşer
kanatlarımdan birini ateşte tutuştururdum
yemin ediyorum

evat
evat
o derce


öperim gıdınızdan

9 Şubat 2011 Çarşamba

Erken

ölüm korkusu
gibi
bu oyun...

bu paranoya
geldiğin
trenin
peronunu
yakmak gibi...


gün gelecek
kaybedeceğiz


daha değil!!!

7 Şubat 2011 Pazartesi

Es

bütün notalarını kaybetmiş,
daha doğrusu;
bütün notaları tarafından
terk edilmiş adamların
hikayelerinde
sokak lambaları,
kuşlar
ve
kan kusulan şehirler
gizlidir
en fazla...

ve lanetleri;
bilekleri paslanırken
her sabaha
aynı adam olarak
uyanmak...

yazdan önce
bahardan sonra;
edilemeyen tüm vedaların
çiçek açacağını bile bile
düşmek gibidir asfalta
sesleri küflenirken...

-sizler bilmezsiniz-



madiden
şerefinize saygıdeğer baylar
pek makyajlı bayanlar

31 Ocak 2011 Pazartesi

bu gece
şehri
öyle sustur;
öyle sustur ki
kırılan kemik sesleri
ve
anlatmadıkların dışında
hiç bir şey duyulmasın...


biliyorum
sen
yaparsın

30 Ocak 2011 Pazar

23 Ocak 2011 Pazar

Eksik

- tüm cesetlerine söyle;
karargahlarından çıksınlar...
başka bir kıtaya taşınıyoruz.-



Sonra bütün ateş(ler) söndü...

mevsim;ilk önce yaralı olanları öldürdü,ardından ağıt yakanları fişledi.kimse sesini çıkaramadı bu mavi gök gürültülerine.zamansız ve tekinsiz olan her şey şehir tarafından kutsandı kırmızı ve kör bir aralıkta.en fazla çocuklar yağmaladı pas tutmuş kapıları ama hiç açılmadılar...

apansız rast gelmek gibi ışıkları hiç sönmeyen bir pencereye,geçti kış...

söylen-e-meyenlere yedi koca düğüm atıldı ve yedi çingene lanet okudu körelmiş kuşatmaların üzerine...

boş bardaklarda oyunlar söndürüldü,hangi masada kimin yalanına daha fazla tanık toplandıysa,o kazandı...

apansız gelen mektuplar gibi bitti yollar.denizler kurudu ve yolcular inecekleri peronları şaşırıp yüz yıllık uykularına daldılar.

kimsenin aklına kuşlar gelmedi fakat çığlıklarındaki beddualar bir gün sabaha karşı tuttu.yüreklerindeki intihar susunca önce şairler ve evsizler hissetti,ardından tüm ağaçlar kül oldu,gemiler dönmedi...

şimdi;
bu hikayede
kırık dökük
biri yazlık
biri kışlık
iki veda
ve
tamamlan-a-mayan parçalar var.

ya
sen tamamla
ya da
sök bu odanın duvarlarını...

tuğlalar şahidimiz olsun
tüm yalanlarımıza...

21 Ocak 2011 Cuma

"Ne demek istediğimi sahiden anlıyor musun?” Anlıyordum. İki karışlık mesafede, birbirimizi göremeden uzanmıştık. Kaç kişi olduğumuzu bilemeden uzanmıştık o karanlıkta, yanımızdaki ölülerle beraber uzanmıştık. Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. Yaşayanlar bir sigara yakar."

Emrah Serbes

15 Ocak 2011 Cumartesi

Sevgili Günlük

UYARI!!!
-içerideki ses sistemi aşırı derecede kişisel mızmızlanma içermektedir


ay tanrım çok hastayım,o kadar hastayım ki içim çekiliyor. ve tabi ki murphy yasalarını sektirmeyen yaşayan bir zat olarak ayın 18inde çok önemli bir sınavım var. en son geçen sene bu kadar ağır hasta olmuştum,serum falan takmıştı doktor arkadaşlarım ve yine sınav dönemimdi.yarın hastaneye gidip serum yiyecekmişim,öyle buyurdu yüksek zatlar.
nefret ediyorum iğne,serum,neşter ve türevlerinden...aşırı derecede korkuyorum,tırsıyorum,ağlayasım geliyor ki ağladığım da görüşmüştür.

ben hasta olunca,moralim bozulur,depresif olurum,mıyıldanırım,şefkat isterim,kedi gibi olurum ama bu sefer o kadar hastayım ki moralimi bozamıyorum bile,her tarafım ağrıyor falan filan...

bi de konumuzla alakası yok ama birini unutmak,aklımızdan çok iyi bildiğimiz bir şarkının notalarının uçup gitmesine benziyor bence...

son dakika saçma sapan tespitimi de yaparım,kendinize dikkat edin annem,sevin accık beni,evat
yerimiz iyi,yerimiz güzel çok şükür

13 Ocak 2011 Perşembe

2 Ocak 2011 Pazar

Mavi

ve tüm cesetlerini kalabalık yapmasın diye kışlıkların arasına kaldıran bir figüran gibi bekliyorum mevsimin değişmesini...

saygı değer dostum;bizi dinlerken lütfen en soylu yalancılar tarafından yağmalanmış parkları,geceyi yeterince aydınlatamadılar diye ateşe verilen sokak lambalarını ve ağıtlarını susan peronları görmezden gel...

çünkü biz çocuklarımız bileklerindeki kandan vazgeçtiğinden beri masallar anlatıyoruz bu şehrin sokaklarına,gökyüzü sırrımıza ortak ve alabildiğine kırmızı...fahişeler ki gerçek sahibidir asfaltların,tekinsiz olanların lanetlenmelerine müteakip gökten düşen elmaları çaldılar...son kalemizi de kadim katillere rüşvet olarak verdik...

şimdi sen,kimseye doğru düzgün veda etmeyi beceremediğin için kendi kalabalığında boğulduğunu anlatıyorsun çiçekli balkon sahiplerine...


majestelerinin de dediği gibi; gitmeye yakın bütün falların kendini doğrulayacak buna hazırlıklı ol...verdiğin tüm sözleri ceplerine doldur,serimlerini çöz ve tüm düğümlerini toprağa göm... sonra, bana şehrin ölümle kutsandığı mutlu hikayeler yaz ama bu sefer kötüler kazansın...


sevdiğimiz film replikleri gibi perdelere son kez ve çok iyi bak ama kemiklerinin kusurlarını yabancılara anlatma dostum,gün gelir parmak izlerini unutursun diye sakın bu gece...



yine,
yanlış anlıyorsun...
hikayemiz
bitseydi
kuşlar
haber verirdi...

1 Ocak 2011 Cumartesi

Altay'a

Ve ben sana dünyanın en mükemmel satırlarını yazmak isterdim...

Sen ki hayatımda aldığım en güzel mektupları yazan,ayrı kıtalardaki lablerde neler olduğunu bana anlatan,tüm peronların en sevdiği adamsın...

Bana anlattığın şehirler ve dinlediğimiz onca şarkıya rağmen sadece birinin nefesimizi kesmesi... notaların ardındaki öyküler... ve sahip olduğumuz sokaklar... hepsi seninle güzel,hepsi senin varlığınla huzurlu...

Beni değiştirdin,bunu sen de biliyorsun;bu satırları bir deftere yazıyorum,yine senin tılsımınla...

Anlatamadığım,söyleyemediğim ne varsa,fotoğraflarımızda saklı...

Nice piknikler,kahkahalar,kameralar,ülkeler ve yabancı sokak lambalarının ömrümüze girmesi dileğiyle....


Naz
Rue de l'ancienne Comedie/ Ankara